Anahtarınızı Nerede Arıyorsunuz?



Birçoğumuz tarafından bilindiğini düşündüğüm, hatta zaman zaman Nasreddin Hoca’ya da atfedilen şu hikâyeye bayılırım.

“Gece yarısı adamın biri, sokak lambasının ışığı altında yere bakarak bir şeyler aramaktadır. Bunu gören bir başkası adama ne yaptığını sorar. Adam, ‘Anahtarlarımı arıyorum,’ der. Ardından diğeri de ona katılır ve beraberce anahtarları aramaya koyulurlar. Bir süre sonra yeni gelen kişi yılgın bir şekilde, ‘Anahtarlarınızı burada kaybettiğinizden emin misiniz?’ diye sorar. Adam, ‘Hayır, aslında şu arka tarafta kaybettim,’ diyerek parmağıyla karanlık köşeyi işaret eder. “O zaman neden burada arıyoruz?” der diğer kişi. Adamın cevabı şöyle olur: ‘Çünkü ışığın olduğu tek yer burası.”

Bence Konfor Alanını veya başka bir deyişle Güvenli Alanı anlatan çok güzel bir hikâyedir bu.

Nedir konfor alanı derseniz, bu tamamen bilimsel bir kavram ve kısa tanımı şu şekilde: “İnsanın kendini hâlihazırda aşina hissettiği bir ortamda, her şeyi kontrol edebildiği yanılgısına düştüğü ve kendini rahat hissettiği psikolojik evre.”

Hikâyeden yola çıkacak olursak, anahtarlarımızı kaybettiğimizde ilk olarak onları en sık koyduğumuz yerlere bakarız. Çünkü aşina olunan mekânlar, çözüm arayan bizlere güvende olduğumuzu hissettirir. Kısaca gördüğümüz ve bildiğimiz yerde ararız çözümü.

Gördüklerimiz ve bildiklerimiz de yıllar içerisinde şekillenir; deneyimlerimiz ve öğrendiklerimiz, merakımız ile sınırlıdır aslında.



Deneyimlerimiz tekrarlandıkça, beynimizde yer alan nöronlar arasındaki iletişimde bir otoban oluşmaya başlar. Bu otobanda algılarımız, alışkanlıklarımız, oto-pilot davranışlarımız gibi birçok farklı araç yerini alır.

Otopilot davranışlar, otomatik tepkilerdir. Bizler kolay olana, bildiğimizi uygulamaya daha yatkınız. Günlük hayatta verdiğimiz tepkilerin birçoğu otomatik pilottan gelir. Her kararımız için tekrar tekrar düşünmeyiz, otomatik bir şekilde karar verir ve ilerleriz.

“Beklenti Teorisi” çalışmaları ile Nobel Ekonomi ödülünü alan Daniel Kahneman da 2011’de yayınlanan “Hızlı ve Yavaş Düşünme” adlı kitabında, insanların yaptıkları hataların da belli kalıpları olduğunu belirtir.

Önyargı veya öngörü olarak bilinen kararlar ve hatalar belirli koşullarda tekrarlanır. Bize ne düşündüğümüz sorulduğunda, aklımızdan geçenleri bildiğimiz inancıyla cevaplarız. Ancak bilincimizde oluşan izlenim ve düşüncelerin çoğu biz daha nasıl olduğunu fark etmeden çocukluğumuzdan beri doğar, büyür ve gelişir. Çoğu zaman sezgilerimizin etkisinde kalarak farkında olmaksızın sübjektif kararlar veririz. Yine de, hatalarımıza rağmen çoğunlukla sağlıklı kararlar verip doğru yargılara varırız ve uygun davranışlar sergileriz.

Herhangi bir anda 11 milyon bit bilgi alıyoruz ve bilinçli olarak yalnızca 40’ını işleyebiliyoruz. Dolayısıyla beynimiz, mevcut durumu değerlendirmek ve hızlı kararlar vermek için geçmiş bilgileri ve öğrenmeleri kullanmayı daha kolay buluyor ve günlük işleyişinde belirli miktarda bilinçsiz işlem yapması gerekiyor. Yani beynimiz, geçmiş deneyimlerimize dayanarak karar alıyor.

Hikayeye dönecek olursak, ışığın altında anahtarlarını arayan adam, geçmiş deneyimleri ile otomatik pilotta hareket ediyor ve çözümsüz bir döngünün içinde devam ediyor.



Siz de kararlarınız ya da bazı problemlere getirdiğiniz çözümlerle ilgili kendinizi bir döngünün içinde hissediyor musunuz? Çözdüğünüzü düşündüğünüz şey tekrar tekrar önünüze geliyorsa belki de bilmediğiniz bir yerden bakmanın, ışığın altında değil de anahtarları kaybettiğiniz yerde çözümü aramanın zamanı gelmiştir.


Sihri Yakalamak

Google’da konfor alanı kavramını arattığınızda en çok karşınıza çıkan görsel budur. Sihir hiçbir zaman konfor alanı sınırlarında olmuyor.



Alışkanlıklar ile ilgili yapılan araştırmalar gösteriyor ki davranışlarımızın %40 - %60’ı neredeyse her gün, tamı tamamına aynı bağlamda tekrarlanır durumda. New York Times’ın çok satan kitaplar listesindeki yazarlarından olan Gretchen Rubin de “İyileştiren Alışkanlıklar” kitabında, “İyi ve kötü alışkanlıklar günlük hayatımızın görünmez mimarlarıdır,” diyor.

Kendi günlük alışkanlıklarımızın ne kadar sınırlı olduğunu fark ettiğimde çok üzülmüştüm. Rutinlerin ve alışkanlıkların döngüsü, konfor alanımızın daha da daralmasına sebep oluyor. Günlük alışkanlıklarınızı, rutinlerinizi düşünün. Farklı davranışlara ne kadar izin veriyorsunuz, her gün aynı döngünün içinde mi hareket ediyorsunuz?

Konfor alanından çıkmak ya da alışkanlıklardan vazgeçmek kolay değil elbette. Kim güvende olduğu alanı terk etmek ister ki? Konfor alanını terk etmek gerçekten gerekli mi?

· Kahve içmeden ya da kahvaltı yapmadan evden çıkmayanlardan mısınız?

· Sofrada hep aynı yere mi oturursunuz?

· Ofiste her zaman kullandığı kupasını bulamadığında rahatsız olanlardan mısınız?

· Herkesin aynı düzeyde ve hızda anlaması gerektiğini düşünenlerden misiniz?

· Herkesin finansal raporları ve rakamları hızlıca ve doğru bir şekilde anlaması gerektiğini düşünenlerden misiniz?

Tüm bu örnekler hayatımızda farkında olmadan yarattığımız sayısız konfor alanlarımızdan sadece bazıları…

Fakat zihnimiz, çözüm bulamadıkça, bir şekilde tatmin olmadıkça bunu sağlamak için bahaneler üretmeye başlar. Yarattığımız bahanelerin arkasında yaşantımızı sürdürerek güvenli alanımızda kaldığımızdan, kendimizi iyi hissederiz.

Yarattığımız bahaneler birkaç şekilde ortaya çıkabilir.


· Bazen diğerlerine saldırı şeklinde; başkalarını suçlamak, yargılamak, eleştirmek, onlar adına karar vermek, onları ötekileştirmek veya dışlamak gibi.

· Bazen kendimize saldırı şeklinde; kendimizi eleştirerek, yapamayacağımızı düşünerek, güçsüz ve sorumsuz olduğumuzu varsayarak ya da kurban rolüne girerek.

· Bazen de sorunun çözümsüz olduğuna inanarak hiçbir şey yapmak istemeyiz, ne kendimizin kaynaklarına ne de başkasından gelebilecek destek kaynaklarına inanırız.

Konfor alanın dışına çıkmak için, meraklı, hoşgörülü ve şefkatli olmak gerekiyor. Hem kendimize, hem olaylara hem de diğerlerine.




Anahtarını karanlık yerde aramak isteyenler için konfor alanının dışına çıkmaya dair öneriler


· Konfor Alanınızın Dışında Ne Olduğunun Farkına Varın: Yapmaktan korktuğunuz şeyleri ve korkunuzu yendiğinizde neler olacağını düşünün. Bunun için öncelikle kendinizi nerede güvende hissettiğinizi sorgulamalı, sınırlarınızın tek tek farkına varmalısınız.

· Rahatsızlık Hissinin Rahatlığını Yaşayın: Konfor alanının dışını deneyimleme izni verin kendinize. Kontrol etmekten ziyade, sürecin bir sonraki adımında ne olabilir diye meraklanın. Rahatsızlık hissetmenin iyi olduğunu bilin.

· Hatalarınıza, Deneyim ve Değişim Bakış Açısıyla Bakın: Her yenilginin sizi başarıya biraz daha yaklaştıracağını bilerek adımlarınızı bu gerçeğe göre atın. Sonuçta her yenilgi, o yolda biraz daha tecrübe kazanmak, karşınıza çıkabilecek başarısızlık ihtimallerini biraz daha azaltmaktır.

· Küçük Adımlarla İlerleyin: Konfor alanınızın dışına çıkmak için büyük aksiyon adımları planlamayın. Küçük ama istikrarlı adımlar ile ilerleyin.

· Konfor Alanının Dışında Yaşayan İnsanlardan İlham Alın: Çevrenizdeki kişiler risk almaktan korkan kişilerse, diğer bir deyişle konfor alanının dışına çıkmaktan çekiniyorlarsa, bu konuda başarılı olmanız çok zordur.

· Bahane Üretirken Kendinize Karşı Dürüst Olun: “Şimdi zamanı değil, biraz daha beklemem lazım, ya hedefe ulaşamazsam, bunun için hiç vaktim yok, kendimi riske atamam…” Evet, konfor alanının dışına çıkmamak için üretilen bahaneler konusunda dikkatli olmalısınız.

· Başarısız Olmaktan ya da Eleştirilmekten Korkmayın: İnsanların sizi eleştirip yargılamasından çekiniyor, “eşin dostun ağzına sakız olacağım” diye kalıplaşmış hayatınızın dışına çıkmaktan korkuyor olabilirsiniz. Oysaki yapmanız gereken şey hayatı birazcık basite almak ve önemsememek.

Peki siz kaybettiğiniz anahtarı nerede arıyorsunuz? Işıksız alana gitmek için neye ihtiyacınız olabilir?

Işığı yaratma cesaretinizin bol olması dileklerimle…


Ayşe Topaktaş Demir


58 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör